Ankara Valiliği’nin Etkinlik Yasaklaması ile İlgili Basın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna

Ankara Valiliği’nin “18 Kasım 2017 tarihinden itibaren süresiz olarak LGBTT_LGBTİ vb. örgütler tarafından ilimizin muhtelif yerlerinde birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıkları içeren sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi vb. etkinlikleri” yasakladığını valiliğin internet sitesinde duyurdu. Bu yasaklamanın ardından Beyoğlu Kaymakamlığı da British Council- KuirFest ortaklığıyla yapılacak kısa film gösterimini "Anayasal düzene ve genel ahlaka aykırı olabileceği" gerekçesiyle iptal ettiğini üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz.

Ruh sağlığı ve tıp alanında çalışan profesyoneller olarak LGBTİ kimliklerin toplumun herhangi bir kesiminden daha hasta, daha yoz, daha aklaksız, daha marjinal olmadığını; insanları cinsel yönelim/cinsiyet kimliği farklılıklarına göre ayırmanın toplumsal ayrımcılığı ve nefreti pekiştireceğini dolayısıyla travmayı arttırıp ciddi halk sağlığı sorunları yaratacağını yarım asırdan fazla süredir tekrar ediyoruz.

Ankara Valiliği’nin gerekçe gösterdiği “genel sağlık ve ahlakın korunması”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ifadeleri toplumun bir kesimine karşı açık bir ayrımcılık girişimi olması yanında doğrudan yasağın kendisi tam da gerekçe gösterilen nedenleri ihlal etmektedir. Bu yasakla LGBTİ’lere yönelik olumsuz toplumsal hassasiyet gelişerek nefret suçları artacak, hak ve özgürlükleri kısıtlanacak, kamu güvenliği etkilenecektir.  

Anayasa’nın 10. Maddesi “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” demektedir. Anayasa’nın 13. Maddesi ise “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” demektedir. LGBTİ’ler ülkemizde ve Dünyada ayrımcılığa uğrayan ve hak ihlalleri yaşayan kesim olarak tam da merkezi yönetimlerce kayrılması, korunması gerekken gruplar olmalıdır. Merkezi yönetimler tüm yurttaşlarının hak ve özgürlüklerini korumakla mükellefken, bu yasaklar ile LGBTİ’ler ifade ve toplanma hakkı başta olmak hak ihlaline uğramakta, evrensel hukuktan doğan hakları yok sayılmakta, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen Anayasanın 26. Maddesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve evrensel insan hakları ihlal edilmektedir. Sonuçta merkezi otoritelerce kurumsal düzeyde bir ayrımcılık inşa edilmektedir. Unutmamalıyız ki içinde bulunduğumuz olağanüstü hal şartlarında dahi kişilerin ifade özgürlükleri anayasa tarafından korunmaktadır.

Nefret suçları, cezasızlığın en sık gerçekleştiği suçlardan birini oluşturmaktadır. LGBTİ’lere yönelik işlenen suçlarda ise, suç ve cezasızlık oranları maalesef son derece yüksek orandadır. Nefret suçunun hedefi konumundaki bir kesimin korunması gerekir. Toplumda nefret suçlarının engellenmesi için merkezi ve yerel idarelerin program geliştirmesi onların öncelikli kamu görevi iken bu tür yasaklar LGBTİ kimlikleri kriminalize etmekte, toplumun belli bir kesimini tehdit ediyormuş algısı yaratmakta, toplumsal nefreti ve düşmanlığı körükleyerek LGBTİ’leri hedef göstermekte ve onlara yönelik nefreti, saldırı ya da ayrımcı tutumları meşru kılarak kamu güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Sonuçta nefret suçlarının artmasına neden olacaktır.

Her toplumda LGBTİ kimlikler vardır, bu kimlikler zararlı ya da patolojik değildir. LGBTİ’lerin görünürlüğünün artması, eşit yurttaşlık taleplerinin olması ve bunların ifade edilmesi toplumsal yozlaşmaya değil, aksine gruplar arasındaki ayrımcılığın sonucu oluşan mesafenin kapanmasına, nefret suçlarının azalmasına, yani toplumsal iyileşmenin, eşitliğin ve adaletin sağlanmasına katkıda bulunacaktır. LGBTİ dernekleri ve bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri de toplumsal eşitlik, adalet ve iyileşme için ayrımcılığa ve nefrete karşı mücadele veren kurumlar olarak görülmeli, korunmalı ve desteklenmelidir.

Bizler Ruh sağlığı ve tıp alanında çalışan profesyoneller olarak LGBTİ kimliklere yönelik anayasal ve uluslararası sözleşmelere aykırı yasaklardan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini, bu yasakların ve gerekçelerinin ayrımcılığı ve nefret suçlarını körükleyeceğini ve geri dönülmez acılara ve ruhsal hasarlara yol açacağını kamuoyu önünde bir kez daha ifade ediyoruz.

Yerel ve merkezi yönetimlerin toplumda kutuplaşmalara neden olan bu ayrımcı tutumlardan uzak durmalarını, toplumu oluşturan her bireye eşit mesafede, hak ve özgürlüklerini garanti altına alarak yaklaşmalarını, bu nedenle bu hukuksal geçerliliği olmayan yasaklamalardan bir an önce vazgeçmelerini bekliyoruz.

Saygı ile sunulur.

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği                    Türkiye Psikiyatri Derneği