TMK 432. Maddesinde Değişiklik Teklifi

 

Önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulunda görüşülecek olan ‘Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı KHK’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ psikiyatri uygulamalarını yakından ilgilendiren TMK 432. Madde ile ilgili de değişiklikler öneriyor. İstemsiz olarak hastaneye yatırılma ve tıbbi müdahalelere maruz kalmayla ilgili de düzenlemeler içeren bu değişiklik konusunda TPD Adli Psikiyatri Çalışma Biriminin değerlendirme ve uyarılarına dikkatinizi çekmek isteriz.

Türkiye Psikiyatri Derneği

Merkez Yönetim Kurulu

 

Türk Medeni Kanunu (TMK) 432. Maddesi Değişikliği ile İlgili Kanun Teklifi Konusunda Değerlendirme 

TMK 432. Maddesi “Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. İlgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.” şeklinde düzenlenmiş olup ülkemizde toplum açısından tehlikelilik oluşturan ciddi ruhsal bozukluklarda (akıl hastalığı ya da zayıflığı) ya da alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığında istemsiz tedavi uygulamalarının halen temel yasal maddesidir. 

Yeni yasal düzenleme önerisindeki değişikliklerin aşağıdaki Madde 55 ve Madde 56’da ele alındığı anlaşılmıştır. 

MADDE 55- Madde ile, kişinin bir sağlık kuruluna yerleştirilebilmesi ve resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesi için hekim ön raporu usulü düzenlenmekte, kişinin sağlık kuruluşunda bulundurulabileceği süre en fazla yirmi günle sınırlandırılmaktadır. Yine, bu süre zarfında, gerekmesi halinde, gerekli tıbbi müdahalelerin yapılması, vücuttan kan benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi numunelerin alınabilmesi imkânı getirilmektedir. Ayrıca madde kapsamında alınan kararların icrası için gerektiğinde ilgili kişi hakkında zor kullanılabilmesi ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınabilmesi öngörülmektedir.

MADDE 56- Madde ile, 4721 sayılı Kanunun 437. maddesinde düzenleme yapılarak koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararında hâkimin ilgili kişiyi dinleyeceği ve gecikmeksizin karar vereceği açık bir şekilde vurgulanmaktadır.

Söz konusu yasal düzenlemeler bu haliyle yürürlüğe girerse, olgular mahkemece tedavi amacıyla özgürlüklerinin kısıtlanmalarına karar verilmelerine dayanak teşkil edecek resmi sağlık kurulu raporu düzenlenmeden önce sağlık kuruluşlarına istemsiz biçimde yatırılabileceklerdir. Böylece bilirkişilik hizmeti ile tedavi amacıyla hastaneye yatırılma süreci karmaşık hale gelecek, istemsiz olarak hastaneye yatırılma ve tıbbi müdahaleler bilirkişilik hizmetinin önüne geçecektir. Bu şekilde bir uygulama öncelikle hasta hakları ve insan hakları açısından gerek Anayasaya gerekse İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanuna, Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna, Tıbbi Deontoloji Tüzüğüne ve Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’ne aykırılık oluşturur. 

Akıl hastalığı ya da zayıflığı  nedeniyle ayırt etme gücü olmayan olgularda tıbbi müdahalede bulunulması için kişinin yasal temsilcisinden onam alınabilir iken alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı olan bireylerde Türk Medeni Kanunu’na göre ayırt etme gücü (ileri derece zehirlenme ya da ileri derecede yoksunluk durumu dışında) olduğundan kişinin rızası olmadan mahkeme kararı olsa bile tıbbi müdahalede bulunulamayacağından yeni yasal düzenlemeler hasta hakları ihlallerine yol açacaktır. Buna ek olarak önerilen değişiklikle “vücuttan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak  gibi  örnekler alınabileceği” ve “alınan kararların icrası  için    gerektiğinde ilgili kişi  için zor kullanılabileceği ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınabileceği”  belirtilmektedir. Bir kişinin gözlem altına alınması, bilirkişilik değerlendirilmesi sırasında rızasına bakılmaksızın ondan biyolojik numune alınması hakkını içermez. Bu konu, adli tıp uzmanlarının özellikle savcılık talimatı ile genitoüriner sistem muayenesine gönderilen cinsel suç mağdurlarının muayenelerinde yaşadığı ve tartıştığı sıkıntılara benzer sorunlara yol açacak, tıbbi uygulamanın uygun olmayan durumlarda zorla yapılması hasta ve çalışan güvenliği ve hasta hakları ihlalleri açısından günlük klinik idarede yeni sorunlar doğuracaktır.  

Günümüzdeki psikiyatri polikliniklerinin yoğun hizmet yükü altındaki uygulamalarda ön rapor düzenlenmesi talebi çok sık yatırılma lehine kanaat bildirilmesine sebep olabileceğinden gereksiz gözlem kararları alınmasına yol açacaktır. Bu bakımdan söz konusu yasal düzenleme bir yandan gereksiz sevklere neden olabilecek,  hâkimlerin gecikmeksizin karar vermesi halinde ise uygulamanın hızla yapılması zaten sınırlı sayıda psikiyatri yatağı bulunan kapalı psikiyatri kliniklerinde idari,  hukuki vb.  sorunları da içeren ilave bir hasta yükü yaratacaktır. Ayrıca diğer yatarak tedavi yapılması gereken olgulara verilen hizmetlerde bu durumdan etkileneceğinden ek tıbbi ve yasal sorunlar oluşacaktır.  

TMK 432. Madde ve devamındaki yasalar günümüz çağdaş psikiyatrik uygulamaları bakımından yetersiz  olduğundan özellikle ciddi ruhsal bozukluklarda istemsiz yatış ve tedavi uygulamalarının yasal dayanağı Ruh Sağlığı Yasası olmalıdır.

Yapılması planlanan yasal değişikliklerdeki bilirkişilik hizmeti niteliğindeki gözlem kararına ait esaslar tıbbi ölçütlerle birlikte ele alınıp basamaklandırılmış şekilde TMK yerine Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) yapılmalıdır.

Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla gönderilen olguların tıbbi yönden acil bir durumu yoksa öncelikle ayaktan tıbbi inceleme ve tetkiklerinin yapılması ile bilirkişilik hizmetlerini yerine getirmek mümkündür. Bireylerin ayaktan başvurularının sağlanması ve bilirkişilik hizmetlerinin polikliniklerce nitelikli bir şekilde yerine getirilmesini sağlayacak adli-tıbbi yapılanmalar oluşturulmalıdır. Gözlem gerekmesi halinde de son çare olarak hakim kararı ile temel insan hakları, hasta hakları ve tıbbi etik ilkeler gözetilerek "tıbbi gerekliliklere" uygun şekilde yapılmalıdır.

Türkiye Psikiyatri Derneği 

Adli Psikiyatri Çalışma Birimi