HALKA YÖNELİK

Neurofeedback Yönteminin Etkinliği

Psikiyatrik Bozuklukların Tedavisinde Neurofeedback Yönteminin Etkileri Ve Sorunları

1960’lı yılların sonu ile yetmişli yılların başında beyin dalgaları örüntülerini yeniden koşullandırma ve şekillendirme çabaları baş göstermiştir. Bu çalışmalar başlangıçta gevşeme sağlama amacıyla alfa dalgaları aktivitesi eğitimi ve kontrol edilemeyen epilepsi (sara) alanında kendini göstermiştir. İşte bu eğitim işlemine “EEG neurofeedback” adı verilmiştir.

Neurofeedback (NF) eğitimi kişinin beyin dalgalarını geri bildirim aracılığıyla şekillendirmeye çalışmasıdır. Bu işlem sırasında kişinin kafa derisi ve kulak memeleri üzerine elektrodlar konularak beyin aktiviteleri bir bilgisayara aktarılır ve görünür hale getirilir. Bu yöntem, normal koşullarda beyin aktivitelerimizin bilincinde olmadığımız için onları değiştiremeyeceğimiz, ancak onları bir bilgisayar üzerinde oluştuklarından saniyenin birkaç binde biri gibi kısa bir süre sonra görebilirsek onları etkileyebileceğimiz ve değiştirebileceğimiz varsayımı üzerine dayanır. Bu da bir tür koşullandırma yöntemi ile mümkündür. Amaç süreğen geribildirim sağlayarak daha sağlıklı beyin dalgaları oluşturmaktır. Bu yöntem ilaçla tedaviye alternatif olarak ortaya çıkmış olup günümüzde dikkat eksikliği aşırı hareketlilik, öğrenme bozuklukları, otizm, felç, kafa travmaları, kontrol edilemeyen sara, alkol ve madde bağımlılığı, depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, uyku bozukluğu, sporcularda, müzisyenlerde, dansçılarda performans artırmak amacıyla kullanılabileceği ileri sürülmektedir.

Ancak tüm bu alanlarda yapılan çalışmalar bilimsel açıdan güçlü kanıtlar ve verilerden yoksundur. 
Neredeyse 40-50 yıla yakın geçmişi olan bir tedavi yönteminin bilim dünyasının genişce bir kesimi tarafından kabul görmesini sağlayacak çalışmaların olmayışı düşündürücüdür.

Psikiyatrik ya da nörolojik rahatsızlıklarda hastaların tek bir EEG özelliklerine sahip olduklarını varsayarak aynı tedavi protokolü ile NF tedavisi uygulamanın sakıncaları bilinmektedir. Grup ortalamaları ya da genelleştirmeleri her zaman bireyin değerleriyle örtüşmeyebilir. Yalnızca etkisiz tedavi olmanın yansıra, tedaviye bağlı ters etkiler de söz konusudur. Uygun olmayan NF eğitiminin epilepsi dışındaki klinik durumlarda da ters etkilere yol açacağı aşikardır. NF tedavisi sırasında gözlenen ters etkiler arasında; duygusal değişkenlik ve vokal tikler, bedensel yakınmalar, kas seğirmeleri, alt ıslatma, uyku bozuklukları, obsesif-kompülsif bozukluk belirtileri, kaygı atağı, sinirlilik, depresyon, mizaç değişiklikleri, konuşma bozuklukları vb. sayılabilir. Kötü tedavi riskleri, sadece zaman ve para kaybı olmayıp, bunun ötesine de uzanabilir.

Ülkemizde, Neurofeedback yönteminin, geniş bilimsel verilere dayanmadan ve her türlü hastalığın tedavisinde etkin bir yöntem olarak tanıtılarak denetimsiz bir şekilde uygulanması toplum ruh ve beyin sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Amerika İlaç ve Gıda İdaresi (FDA) neurofeedback uygulamaları için kurallar koymuştur ve kullanılacak makinelerle uygulayıcılar için ölçütler belirlemiştir. Neurofeedback uygulaması için FDA onayı sadece gevşeme vakalarında ve araştırma amaçlı olarak belirlenmiştir. Onay dışı kullanım araştırmalar için ve özel izne, koşullara tabidir. Ülkemizde ise bu uygulama ile ilgili yasal bir düzenlememe bulunmamakta ve bu yöntemin denetimsiz kullanımı önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görünmektedir.

Özellikle tedavisinde zorluk çekilen yada kesin tedavi yöntemi bulunamayan tıbbi durumlarda bir çok alternatif tedavi yöntemi araştırmacılar tarafından denenmektedir. Bir tedavi yönteminin bilimsel ve kabul edilebilir olması olması için bağımsız kişiler ya da kurumlar tarafından, çok sayıda katılımcı üzerinde etkinliği ve güvenirliliğinin kontrollü çalışmalarla gösterilmiş olması gerekir. Neurofeedback tedavi yöntemi bu ölçütlere göre değerlendirildiğinde bu şartları yerine getiren araştırmaların ve sonuçların olmadığı saptanmıştır.

Bu yöntem hiçbir psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde “ilk sıra tedavi seçeneği olmayıp” başvuran her hastaya bu yöntemin uygulanmaması gerekir.

Ülkemizde bazı özel sağlık kuruluşlarında psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde bu yöntemlerin ilk başvuran hastaya uygulandığı ya da ilk sıra tedavi seçeneği olarak sunulduğu görülmektedir. Ticari amaçlı böyle bir uygulamanın yapıldığını düşündüğümüz ilgili kurum ya da kişiler hakkında Türkiye Psikiyatri Derneği’nin yapmış olduğu yasal girişimler sonucunda bu kurumlara cezalar verilmiştir.Ancak hastaların ve hasta sahiplerinin kendileri için zaman kaybına ve maddi zarara neden olabilecek uygulamaları araştırmaları, daha kolay ve ucuza sağlayabilecekleri tedavi yöntemlerini denemeleri toplum sağlığı açısından önemlidir.

Prof. Dr. Bengi Semerci
Türkiye Psikiyatri Derneği 
Psikiyatri ve Medya Bilimsel Çalışma Birimi 

Uz. Dr. Mehmet Yumru
Türkiye Psikiyatri Derneği 
Merkez Yönetim Kurulu Üyesi
   

NOT: Yukarıdaki metin 20.12.2010 tarihli Basın Açıklamamızda alınmıştır.